| |
|
|
Çocuk Nörolojisi
<< geri
OTİSTİK
Yaygın
gelişimsel bozukluklar; erken çocukluk döneminde başlayan sosyal beceri,
dil gelişimi ve davranış alanında uygun gelişmeme veya kaybın olduğu bir
grup psikiyatrik bozukluktur. Genel olarak bu bozukluklar gelişimin bir
çok alanını etkilerler ve süreğen işlev bozukluklarına yol açarlar.
Bu bozuklukların en iyi bilineni otistik bozukluk (infantil otizm olarak
da bilinir) olup; karşılıklı sosyal etkileşimde, sözel iletişimde
bozukluklar ve basmakalıp stereotipik davranış örüntüsü ile
karakterizedir. İnfantil otizm kavramını ilk kez Leo Kanner tarafından
1943 yılında tıp literatürüne kazandırılmış ve 1980'e kadar bu terim
kullanılmıştır. 1980 öncesinde Amerikan Psikiyatri Birliğinin
sınıflandırmasında yaygın gelişimsel bozukluklar çocukluk şizofrenisinin
bir alt tipi olarak sınıflandırılmaktaydı. Amerikan Psikiyatri Birliği,
1994 yılında yaygın gelişimsel bozuklukları 5 bozukluktan oluşan bir
grup olarak sınıflandırmıştır. Bunlar:
1. Otistik Bozukluk
2. Rett Bozukluğu
3. Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu
4. Asperger Bozukluğu
5. Başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluktur
OTİSTİK BOZUKLUK
EPİDEMİYOLOJİ
Yaygınlık: 12 yaşın altındaki çocuklarda görülme oranı 10.000'de
2-5'dir.
Cinsiyet dağılımı: Erkeklerde kızlardan daha sık olarak gözlenir.
Erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla 3-5 kez daha fazladır.
Sosyoekonomik durum: İlk çalışmalarda yüksek sosyoekonomik ailelerde
daha sık olduğu söylenmekteydi. Ancak son çalışmalarda bir farkın
olmadığı, bunun düşük sosyoekonomik ailelerin çocuklarına tanı koymakta
geçikildiği belirtilmektedir.
TANI VE KLİNİK ÖZELLİKLERİ
Günümüzde, otizmin
prenatal başlangıçlı olduğu kabul edilse de tanı konabilmesi ancak
30-36.’ncı aylarda olabilmektedir. Erken tanı koymakla ilgili
güçlüklerin, ilk sağlık hizmeti verenlerin, sık rastlanmayan bu bozukluk
hakkında yeterince bilgilendirilmemesinden kaynaklanabileceği
bildirilmektedir. Araştırmacı ve klinisyenler, otizme özgü anormal
gelişimin bazı göstergelerinin 30 ay öncesi başladığı görüşünde
uzlaşmaktadır. Birçok otistik çocuğun anne ve babası gelişim basamakları
açısından çocuklarında iki yaş hatta daha öncesinde anormallikler veya
gecikmeler tanımlamaktadır. 0-2 yaşı kapsayan bebeklik dönemi ve daha
sonra otizmin en belirginleştiği 2-5 yaş dönemine ait otizmin klinik
özellikleri ayrı ayrı aşağıda ele alınmıştır. Ancak anlatılacak olan
klinik özelliklerin, otizmin yaygın özellikleri olduğu, her çocuğun
kendine özsü özellikleri olabileceği unutulmamalıdır.
BEBEKLİK DÖNEMİ
Otistik özellikler
gösteren bebeklerin iki tip davranış biçimi gösterdiği gözlenmiştir.
Bunlardan birincisi; sürekli ağlayan, huysuz olarak adlandırılan
bebeklerdir.
İkincisi ise, sakin, uslu bütün gününü yatakta geçiren bebeklerdir.
Acıktıklarında bile ağlamamaları nedeniyle bakımlarının kolay olmasına
rağmen, anneden hiçbir ilgi beklememeleri, çevrelerine karşı
ilgisizlikleri anne babaları endişelendiren özellikleridir.
1. Fiziksel özellikler: Bu dönemlerde otistik çocukların fiziksel
gelişimleri yaşıtlarından farklı değildir. Yaygın uyku ve beslenme
problemlerine rağmen hemen hepsi sağlıklı bebeklerdir. Fiziksel olarak
bir çok beceriyi olağan yaşlarında kazanmaya hazırdırlar; ancak bazı
otistik bebeklerin çevrelerine karşı ilgisizlikleri nedeniyle daha geç
yaşlarda oturdukları ve yürüdükleri gözlenmektedir.
2. Sosyal duygusal özellikleri: Normal bir bebek yaşamın ilk 3
ayında, annesine bakar; annesi onunla konuşurken gülümser, agular. Daha
ileri aylarda ise her fırsatta kucağa alınmak için kollarını kaldırır,
hazırlanır. Tanıdığı kişileri görünce heyecanlanır. İnsanlarla ilişki
kurmaktan hoşlanır. Yalnız bırakılınca ağlar, sinirlenir. Oysa otistik
bebeklerde bunların tam aksine, kucağa alınmaya karşı isteksizlik
gösterme, kucağa alınınca huzursuzluk gösterme veya uygun beden duruşu
göstermeme en belirgin özelliklerdir. Otistik bebekler, genellikle
çevreleri ile ilişki kurmaz. İnsanların konuşmalarına tepki vermezler.
İnsanlar ile göz kontağı kurmaz, çok uzun süre boş bakışlarla
oturabilirler.
3. Zihinsel Özellikler: Otistik bebek, etrafındaki insanlara
olduğu gibi cisimlere karşı da ilgisizdir; uzanıp onları almak ya da
yakalamak istemez. Çevresindeki seslere, cisimlere, hayvanlara ilgi
göstermez. Otistik bebeklerdeki bu ilgisizlik ve meraksızlık karşısında,
anne babalar, zaman zaman çocukta zihinsel bir problem olduğunu
düşünürler.
4. Konuşma özellikleri: Normal bebekler genellikle 1 yaş
civarında ilk kelimelerini söylerler. Yaşamın birinci yılında sesler
çıkarır, çıkardıkları sesleri farklılaştırır, bu şekilde duygularını,
isteklerini ifade ederler. Normal bebeklerde görülen badıldamaların
(Ba-ba, ba sesleri, ….) otistik bebeklerde görülmediği belirlenmiştir.
Ayrıca diğer kişilerin kendileriyle konuşmasına ya da seslenmesine karşı
tepkisiz kaldıkları gözlenmiştir. Bazı otistik çocuklar 0-2 yaş
döneminde, tamamen sessiz kalabilir; bazıları ise yaşıtları gibi birkaç
kelime öğrenebilir.
Otistik çocuklarda beslenme problemleri yaygın olarak gözlenir.
Bunlardan çoğunun ilk aylarda emmesi zayıftır, altıncı aydan sonra
beslenme problemleri artar. Birçok bebek, süt dışında tüm yiyecekleri
veya katı gıdaları reddeder; bazıları ise normalin üstünde ve hemen her
şeyi yiyebilir.
2-5 YAŞ DÖNEMİ
Bebeklik döneminde anlatılan birçok özellikler 2-5 yaş döneminde devam
etmektedir. Ancak bu özellikler çocukların gelişimlerine bağlı olarak
çeşitlenmiş, farklılıklar ortaya çıkmıştır. 2-5 yaş dönemi, otistik
özelliklerin en belirginleştiği, tanı için oldukça önemli bir dönemdir.
1. Fiziksel özellikler: Fiziksel gelişimleri oldukça normal,
güzel ve çekici çocuklardır. Motor becerileri genellikle iyidir. Kağıt
kesme, boncukları kutuya tek tek koyma veya ipe düzme gibi küçük kas
becerilerinin oldukça zayıf olduğu gözlenir. Ancak birçok otistik çocuk
mekanik, takmalı-sökmeli oyuncakları kolaylıkla takıp sökebilir.
2. Sosyal-Duygusal Özellikleri: Bebeklik döneminde gözlenen
çevreye ilgisizlik daha belirgin hale gelmiştir. Çevresindeki kişilerin
ve anne-babanın yüzüne bakmama, hemen hemen her otistik çocuğun
özelliğidir. İnsanların gözlerine bakmamaları veya anlık denebilecek
kadar kısa bakışlardan sonra hemen gözlerini kaçırmaları dikkati çeker.
Tamamen kendilerine ait bir dünyada yaşıyor gibi görünen bu çocuklar,
çevrelerinde olup bitenlere karşı çok kayıtsızdırlar. Çağrıldıklarında
tepki vermez, konuşurken dinlemez gibi görünürler. Bebekliklerindeki
gibi fiziksel temastan kaçınırlar.
3. Zihinsel Özellikleri: Otizmin ilk tanımlandığı yıllarda,
otistik özellikteki çocukların çok zeki olduklarına, ancak bu zekanın,
problem davranışlarla maskelendiğine inanılıyordu. Otistik çocukların
zihinsel gelişmeleri üzerinde yapılan ayrıntılı çalışmalar, en az iki
grup otistik çocuk olduğu düşündürmektedir. Birinci grubu normal ya da
zihinsel becerileri olanlar, diğer grubu ise zihinsel yönden yetersiz
olanlar oluşturmaktadır. Otistik çocukların yaklaşık %40'ı 40-55, %30'u
50-70 ve %30'u 70 ve daha fazla IQ skoruna sahiptir. Otistik çocukların
yaklaşık 1/5'inin zekası normaldir.
4. Duyusal Uyarılara Tepkileri:
a. İşitsel Uyarılara (seslere) Tepkileri: Bu dönemde seslere
karşı çok değişik tepkiler görülmektedir. Çocukların seslere hiç bir
tepki vermemesi bir çok anne-babayı, işitme problemi endişesi ile
doktorlara gitmeye yöneltmektedir. Yapılan testler çocukların
işitmelerinde organik olarak bir sorunun olmadığını göstermektedir.
Gerçekten de bazen seslere hiç tepki vermedikleri, bazen en ufak seslere
aşırı tepki gösterdikleri bazı seslere de çok duyarlı oldukları
gözlenmektedir.
b. Görsel Uyarılara Tepkileri: Bu dönemde görsel uyarıcılara
karşı normal dışı tepkiler yaygın olarak görülebilir. İnsan yüzlerine ve
çevrelerindeki birçok nesneye bakmamalarına karşın, hareket eden, dönen
ya da parlak olan bazı cisimlere çok uzun süre bakabilirler.
c. Acı, Sıcak, Soğuğa Karşı Tepkiler: Bu tepkiler, bazı
çocuklarda acıyı, sıcağı ve soğuğu fark etmeme şeklinde ortaya çıkarken
bazılarında ise soğuk suyla ellerini yıkarken ağlama, eline bir toplu
iğne battığı zaman çığlıklar atma şeklinde görülebilir.
d. Dokunulmaya Karşı Tepkileri: Herhangi bir kimse tarafından
dokunulmak, kucağa alınmak istendiği zaman, o kimseyi itmek, ondan
kaçmak yaygın olarak gözlenen tepkilerdir.
Bu dönemde de beslenme ve uyku problemleri yoğun bir şekilde
gözlenmektedir. Beslenme ile ilgili olarak, katı yiyecekleri
reddettikleri, bazılarını sürekli püre edilmiş yiyecekler yedikleri, bu
yüzden de çiğneme kaslarını kontrol etmekte güçlük çektikleri görülür.
Aileler, çocuklarının garip yemek yeme alışkanlıkları olduğunu, yiyecek
seçimi yaptıklarını sıklıkla anlatırlar. Belli bir süre hep aynı
yiyeceği isteme, diğer yiyecekleri reddetme, sık sık tercih edilen
yiyeceğin değişmesi de gözlenen özelliklerdendir.
5. Konuşma Özellikleri: Otistik çocukların konuşma özellikleri,
dil gelişimleri, yaşıtları olan normal çocuklardan farklı tablo
çizmektedir. Konuşmaya başlama çok farklı yaşlarda gerçekleşir; ancak
genellikle ilk kelimeleri 5 yaş civarında söylerler. Bazı otistik
çocukların konuşmaya normal yaşıtlarıyla aynı zamanda başladıkları,
ancak daha sonraları, bildikleri kelimeleri kullanmadıkları
gözlenmiştir.
Beş yaş sonrasında, otistik çocuk yeni kelimeler öğrenir, isteklerini
kelimelerle ifade etmeye başlarlar, hatta bir iki kelimelik cümleler
kurabilir. Bununla birlikte, konuşmayı bir iletişim aracı olarak
kullanmadıkları gözlenmektedir.
Otistik Çocukların Konuşma Problemleri:
a. Konuşulanları Anlamada Güçlük: Otistik çocuklarla yapılan
çalışmalar, konuşulanı anlama kapasitesinin oldukça sınırlı olduğunu
göstermiştir. Anlama, yaşla birlikte artar; kendilerinden istenilenleri
anlayabilir, ancak istekleri yerine getiremezler. Tek kelimeleri
anlayabilirken, kelimeler soyutlaştıkça, cümleler karmaşıklaştıkça
anlamaları da güçleşir.
b. Ekolali: Ekolali, çocuğun duyduğu kelimeleri, cümleleri
konuşmacının hemen arkasından veya daha sonra taklit etmesidir. Normalde
çocuklar, konuşmaya, duydukları kelimeleri taklit etmeyle başlarlar.
Ancak bu taklit dönemi, 2,5 yaş civarında sona erer. Otistik çocukla da
ilk kelimelerini, anlamlarına dikkat etmeden papağan gibi taklit ederek
öğrenirler. Bazen kelimeleri, bazen de cümleleri olduğu gibi tekrar
ederler. Kelimeleri, taklit ettikleri konuşmacının aksanı ve
vurgulamalarıyla söylerler. Normal çocuklar bu dönemden sonra, taklit
ettikleri kelimeleri uygun yerlerde kullanmaya başladıkları halde,
otistik çocuklar bu dönemde oldukça uzun zaman kalır, öğrendikleri
kelimeleri gerektiği zaman kullanmazlar.
c. Gramer Bozuklukları: Konuşabilen otistik çocuklarda gramer
bozuklukları da yaygın olarak görülür. Cümlelerdeki fiil eklerini
söylememek yaygındır. “Okula gidelim” yerine “okul git” demek ya da
“yemekten sonra şeker ver” yerine “şeker, yemek yer” demek gibi gramer
yanlışlıkları yaparlar. Çocuğun ilerleyen yaşıyla birlikte konuşma
becerisi de arttıkça, gramer bozukluklarında bazı düzelmeler
görülebilir.
d. Zamirlerin Yer Değiştirmesi: Konuşmadaki en belirgin
özelliklerden birisi de şahıs zamirlerinin yerlerinin değiştirilmesidir.
Birinci tekil şahıs “ben” yerine, “sen” veya “o” kullanırlar. Özellikle
“ben” zamirini kullanma çok az görülür. (“Giderim” yerine “gider,
gidersin” kelimelerini kullanmak gibi).
e. “Evet-Hayır” Kelimelerini Kullanmada Güçlük: Otistik çocuklar
yaşıtları gibi “hayır” kelimesini “evet” kelimesinden önce öğrenirler.
Otistik çocukların “evet” kelimesini öğrenmeleri genellikle 8-9, bazen
de daha ileri yaşlarda olabilir.
Konuşma becerileri ne kadar gelişmiş olursa olsun, konuşmayı, iletişim
aracı olarak kullanmak istemezler, yalnızca zorda kaldıkları zaman, bir
isteklerini belirtmek için konuşurlar.
6. Davranış Problemleri:
Otistik çocuklarda
görülen problem davranışlar, çocuğun bebeklik döneminden çıkmasıyla
belirginleşir.
Öfke Nöbetleri ve Bağırmalar: Bir çok otistik çocukta, öfke nöbetleri
olarak adlandırılan, öfke nöbetleri olarak adlandırılan, kendini yere
atma, tekmeleme, tepinme, ısırma ve şiddetli ağlama gibi davranışlar
sıklıkla görülür. Öfke nöbetleri 2-5 yaşları arasında belirginleşir.
Çevresine Zarar Veren Davranışlar: Evdeki duvar kağıtlarının,
koltukların yırtılması, her tarafa su dökme, gibi davranışlar olabilir.
Kendine Zarar Veren Davranışlar: Kendi saçlarını çekme, ellerini ısırma,
yüzünü tırmalama, kanatma gibi davranışlar bu gruba girmektedir.
Tek Tip Vücut Hareketleri: Kendi etrafında dönme, öne arkaya sallanma,
parmaklarıyla havada bir takım şekiller çizme gibi.
7. Duygusal Tepkiler:.
Özel Korkular: Elini küvetteki sıcak suya sokarak yaktığı için küvette
yıkanmadan korkan küçük kız, bir ayakkabı ayağını sıktığı için ayakkabı
giymeyi reddeden çocuk, özel korkuları olan çocuklara örnektir.
Tehlikelerin Farkında Olma: Otistik çocukların genellikle çevrelerindeki
tehlikelerin farkında olmamaları, anne babalarını en çok endişelendiren
özelliklerdendir.
Nedensiz Gülme ve Ağlamalar: Duruma uygun olmayan duygusal tepkiler
nedensiz olarak ortaya çıkabilir. Çocuğun kendisi veya bir başkası
cezalandırıldığı zaman gösterdiği gülme, aniden bağırma, ağlama gibi
davranışların, bulundukları ortamı ve durumu değerlendirememelerine
bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Değişikliklere Tepki Gösterme: Eve bir misafirin gelmesi, odasının
farklı bir düzene sokulması, sürekli kullandığı çarşafın değiştirilmesi
gibi durumlar, otistik özellikteki çocuğun huzursuz olmasına, saatlerce
ağlamasına, öfke nöbetleri geçirmesine neden olabilir. Bu konuda çalışan
uzmanlar, çocuğun yapılan her değişiklikten ötürü kendisini güvensiz
hissettiği, ancak çevresindeki aynılığı koruyarak rahatladığı görüşünü
paylaşmaktadırlar.
8. Hayal Gücünün Eksikliği:
Oyun Oynama Becerisinin Olmaması: Otistik özellikteki çocuklarda
hayal gücünün yetersizliğine bağlı olarak yaratıcı oyun oynama
becerisinin bulunmaması yaygın olarak gözlenir. Bir oyuncakla amacına
uygun olarak oynamaz, oyuncak bir arabayla oynarken onun gerçek bir
arabanın modeli olduğunu, kendilerinin de arabanın şoförü rolünü
oynayabileceklerini fark etmezler. Bazen yalnız arabanın tekerlekleri,
bazen de çıkardığı ses ile ilgilenirler; dakikalarca arabayı ileri geri
sürerler. Bu alanda genellikle çeşitli nesnelerin, oyuncakların elle
tutulduğu, oyuncağın gerçek amacına uygun olarak oynanmadığı gibi
bebeklik dönemi özellikleri gözlenir.
Ayrıntılara Dikkat Etme: Çevrelerindeki nesnelerin, kişilerin tamamı
yerine, ayrıntılarına küçük parçalarına dikkat ederler. Annelerinin
yalnızca küpesi, oyuncak arabanın yalnızca tekerlekleri çocuğun dikkatini çekebilir. Anneyi ya da oyuncağı, o anda bulundukları çevre
içinde tümüyle algılamalarının, hayal gücünün eksikliği nedeniyle ortaya
çıktığı kabul edilmektedir.
9. Özel Beceriler:
Otistik çocukların en
şaşırtıcı özellikleri, bir çok alanda sınırlı becerileri olmasına
karşın, bazı alanlarda sahip oldukları özel becerilerdir. Bir çok
otistik çocuğun, konuşmadan önce şarkı söylediği görülür; bazıları ise
bir enstrümanı iyi çalabilirler. Bazı anne babalar da, çocuklarında
müzik becerisinin yanı sıra kuvvetli bir hafıza olduğunu
belirtmektedirler. Çocuğun yıllarca önce gittiği bir yeri, o yerdeki
özel bir eşyayı unutmadığını, çok uzun şiirleri ezberleyebildiğini,
televizyonda dinlediği çok uzun bir konuşmayı olduğu gibi tekrar
edebildiğini sıklıkla anlatmaktadırlar.
Otistik çocukların diğer bir özel becerisi de sayılar ve sayısal
ilişkiler üzerinedir. Bazıları sayıları çok çabuk öğrenirler ve çok güç
işlemleri akıldan yapabilirler. Ayrıca, gördüğü resimleri çok iyi kopya
eden, güzel boyayan, mekanik oyuncakları söküp takabilen, karmaşık
bul-yapları kolayca tamamlayabilen çocuklara da rastlanmaktadır.
DSM-IV'de otistik bozukluğun tanı ölçütleri şunlardır:
A. En az birisi (1)'inci maddeden ve birer tanesi (2) ve (3)’üncü
maddelerden olmak üzere (1), (2) ve (3)'üncü maddelerden toplam 6 (ya da
daha fazla) maddenin bulunması:
(1) Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığı ile kendini gösteren
toplumsal (sosyal) etkileşimde niteliksel bozulma:
(a) Toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan el-kol hareketleri, alınan
vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi bir çok sözel
olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması.
(b) Yaşıtlarıyla gelişimsel düzeyine uygun ilişkiler geliştirememe.
(c) Diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini ya da başarılarını
kendiliğinden paylaşma arayışı içinde olmama (örneğin, ilgilendiği
nesneleri göstermeme, getirmeme ya da belirtmeme).
(d) Toplumsal ya da duygusal karşılıklar vermeme.
(2) Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren
iletişimde niteliksel bozulma:
(a) Konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması ya da hiç gelişmemiş
olması (el, kol ya da yüz hareketleri gibi iletişim yolları ile bunun
yerini tutma girişimi eşlik etmemektedir).
(b) Konuşması yeterli olan kişilerde, başkaları ile söyleşiyi başlatma
ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğun olması.
(c) Basmakalıp ya da yineleyici ya da özel bir dil kullanma.
(d) Gelişim düzeyine uygun çeşitli imgesel ya da toplumsal taklitlere
dayalı oyunları kendiliğinden oynamama.
(3) Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren davranış,
ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntülerin
olması:
(a) İlgilenme düzeyi ya da üzerinde odaklanma açısından olağan dışı bir
ya da birden fazla basmakalıp ya da sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde
kapanıp kalma.
(b) Özgül, işlevsel olmayan, alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere
ya da törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı
sıkıya uyma.
(c) Basmakalıp ve yineleyici motor mannerizmler (örneğin, parmak
şaklatma, el çırpma ya da burma ya da karmaşık tüm vücut hareketleri).
(d) Eşyaların parçaları ile sürekli uğraşıp durma.
(B) Aşağıdaki alanların en az birinde, 3 yaşından önce gecikmelerin ya
da olağan dışı bir işlevselliğin olması:
(1) Toplumsal etkileşim.
(2) Toplumsal iletişimde kullanılan dil.
(3) Sembolik ya da imgesel oyun.
(C) Bu bozukluk Rett bozukluğu ya da çocukluğun dezintegratif bozukluğu
ile daha iyi açıklanamaz.
Fiziksel Özellikler:
Görünüş: 2-7 yaş arasında otistik çocuklar normal populasyona oranla
daha kısa boylu olmaya meyillidir.
Taraf tercihi: normal çocuklarda serebral dominans oluştuğunda,
otistiklerde ambidekstroz olarak kalır. Otistik çocuklarda anormal
dermatoglifiks (örneğin, parmak izi) yüksek insidansdadır. Bu durum
nöroektodermal gelişimsel anomaliye işaret edebilir.
Diğer fiziksel hastalıklar: otistik çocuklarda, normal kontrollere
oranla daha yüksek insidansda ÜSYE, geğirme, febril konvulziyon,
konstipasyona rastlanmaktadır. Otistik çocuklarda enfeksiyonda ateş
yükselmesinin olmayabileceği veya ağrılarını gösteremedikleri
belirtilmektedir.
Etyoloji ve Patogenez:
Psikodinamik ve ailesel faktörler: Kanner'in otistik çocukların anne ve
babalarının çocuklarına karşı yeterince ilgili olmadığı ve çocuğun bu
nedenle kendi dünyasında yaşadığı varsayımı yapılan çalışmalarda
gösterilememiştir. Son çalışmalarda otistik çocuğa ve normal çocuğa
sahip anneler karşılaştırılmış; çocuklarını yetiştirme becerileri
yönünden anlamlı fark bulunmamıştır.
Organik-nörolojik-biyolojik anormallikler: Nörolojik lezyonları
olanlarda, özellikle Konjenital Rubella, fenilketonuri, tuberosklerozis
ve Rett bozukluğunda otistik bozukluk ve otistik semptomlar
gözlenebilmektedir.
Otistik çocuklar, normal çocuklarla karşılaştırıldıklarında daha fazla
perinatal komplikasyonlar yaşadıkları gösterilmiştir. Otistik çocuklar,
kardeşlerine ve normal çocuklara oranla anlamlı derecede daha fazla
minör doğumsal fiziksel anormallik göstermektedir. Bu bize ilk
trimesterde oluşan gebelik komplikasyonlarını düşündürmektedir.
Özgün bir EEG anormalliği olmamasına rağmen, otistik çocukların %10-83'ü
çeşitli EEG anormallikleri gösterirler. Otistik çocukların %4-32'si
yaşamlarının bir döneminde grand mal konvulziyonlar geçirmektedir.
Otistik kişilerin yaklaşık %20-25'inde BBT'de ventrikül genişlemesi
olduğu gösterilmektedir. Son yıllarda yapılan bir beyin MRI çalışmasında
bazı otistik hastalarda, serebellar vermal lobul VI ve VII'de hipoplazi
olduğu gösterilmiştir. Yapılan başka bir beyin MRI çalışmasında kortikal
anormalliklerin özellikle polimikrogria şeklinde olduğu gösterilmiştir.
Bu anormalliklerin gebeliğin ilk 6 ayında anormal hücre göçüyle ilgili
olabileceği düşünülmektedir. Bir otopsi çalışmasında azalmış Purkinje
hücre sayısı gösterilmiş ve başka bir çalışmada da PET'de artmış diffüz
kortikal metabolizma olduğu belirtilmektedir.
Genetik Faktörler: Bir kaç araştırmada otistik çocukların kardeşlerinin
%2-4'ü otistik bozukluk göstermiştir, otistik çocukların kardeşlerinin
otizm olma olasılığı, normal populasyona göre 50 kat daha yüksektir.
İkizlerle yapılan bir çalışmada otistik bozukluğun konkordans (birlikte
görülme) oranı monozigot ikizlerde %92, buna karşın dizigot ikizlerde
%10 olarak bulunmuştur. Bir genetik hastalık olan Frajil-X sendromunda
otistik bozukluk gözlenebilmektedir.
İmmunolojik Faktörler: Anne ile embriyo veya fetus arasında immunolojik
uyuşmazlığın otizme sebep olabileceği ileri sürülmüştür. Bazı otistik
çocukların lenfositleri anne antikorları ile reaksiyon vermekte ve bunun
sonucunda gebelikte embriyonik nöral veya ekstra embriyonik dokularda
hasar oluşabileceği ileri sürülmektedir.
Perinatal faktörler: Otistik çocuklarda perinatal komplikasyonlar yüksek
olarak bildirilmesine karşın, direkt olarak sebep olduğu
gösterilememektedir. Gebelikte ilk trimesterde kanama olması ve
amniyonda mekonyum bulunması otistik çocuklarda normal populasyona göre
çok daha sıktır. Neonatal periyotda otistik çocuklar yüksek insidansta
respiratuvar distress sendromu ve neonatal anemi göstermektedir. Otistik
çocukların annelerinin gebelik sırasında ilaç kullanımının yüksek
insidansda olduğuna dair bazı kanıtlar vardır.
Nöroanatomik bulgular: Otistik bozuklukta anormallik için kritik beyin
bölümünün temporal lob olabileceği ileri sürülmektedir. Bu varsayım,
temporal lob hasarı olan bazı kişilerde otizm benzeri bir sendrom
gözlendiğine dayanmaktadır. Hayvanlarda temporal bölgede hasar
oluşturulduğunda, beklenen sosyal davranışlarda kayıp, huzursuzluk,
tekrarlanan motor davranışlar ve basmakalıp davranış örnekleri
gözlenmektedir. Otistik bozukluk diğer bulgu; serebellumda Purkinje
hücrelerindeki azalmadır. Bu durum potansiyel olarak dikkat, uyanıklık
ve duyusal defektlere yol açmaktadır.
Biyokimyasal Bulgular: Otistik bozukluğu olan hastaların en az 1/3'ü
plazma yüksek serotonin seviyesine sahiptir. Bu durum otistik bozukluk
için spesifik değildir, çünkü otizmi olmayan mental retardasyonlu
kişilerde de aynı bulguya rastlanmaktadır. Mental retardasyonu olmayan
otistik bozuklukta hiperserotonemia insidansı yüksektir.
Bir kısım otistik çocuklarda artmış BOS homovalinik seviyesi (major
dopamin metaboliti), artmış çekilme davranışları ve stereotipilerle
ilişkili bulunmuştur. Eğer BOS 5-HIAA / BOS HVA oranı artarsa semptom
şiddetinin azaldığına dair bazı kanıtlar vardır.
Ayırıcı tanı:
Major ayırıcı tanıda:
Ø Çocukluk başlangıçlı şizofreni
Ø Davranış semptomları ile mental retardasyon
Ø Mikst alıcı/ifade edici dil bozuklukları
Ø Konjenital sağırlık veya ciddi işitme bozuklukları
Ø Seçici Konuşmazlık
Ø Psikosoyal deprivasyon (yoksunluk)
Ø Dezintegratif (regresif) psikoz
Gidiş ve prognoz
Otistik bozukluk süregen bir bozukluktur. Bazı otistik çocuklar var olan
dilin tümünü veya bir kısmını kaybedebilir. Bu sıklıkla 12-24 aylar
arasında olur. Kural olarak, IQ’su 70’in üzerinde olanlar ve 5-7
yaşlarında iletişim dilini kullananlarda prognoz iyidir.
TEDAVİ YAKLAŞIMLARI
Bugün yaygın gelişimsel bozuklukların tedavisinde en önemli yaklaşım
özel eğitim ve davranış terapileridir, nadiren farmakoterapi
gerekmektedir. Tedavi planı ve tipi, her bireyin işlevlilik derecesine
göre belirlenmelidir. Yaygın gelişimsel bozukluk çoğu vaka için yaşam
boyu süren bir bozukluk olması sebebiyle tedavinin tipi kişinin yaşı ve
gelişimine göre değişir. Çok küçük çocuklarda konuşma, dil eğitimi ve
özel eğitim üzerine odaklanılmalı, anne baba ile çalışılmalı ve yalnızca
belli hedef semptomlar için psikoaktif ilaçlar kullanılmalıdır. Binişik
depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk semptomları için
psikoterapi, davranış veya bilişsel terapi ve ilaç tedavisi gerekebilir.
A. Aile eğitimi:
Otistik çocukların
tedavisinde koterapist olarak aile kullanılabilir. Ayrıca otistik
çocukların özellikleri ve ailenin tutumları konusunda aile eğitilir.
B. Eğitimsel yaklaşımlar:
Eğitim: Burada otistik çocuklara özel eğitim programları uygulanır.
Otistik çocuğun yapacağı görevler (tasks) çocuğun durumuna göre
belirlenmektedir. Grup içinde grup yaşamına hazırlayıcı kurallar konur.
Kişinin kendine bakım becerileri, yemek hazırlama, alışveriş gibi
beceriler kazandırılması amaçlanır.
Dil ve İletişim terapisi: Dildeki gelişim sosyal etkileşimi artırması
nedeniyle konuşma terapisi önemli olabilmektedir.
İletişimi artırma: Grup içine sokularak arkadaş ilişkisi ve
etkileşiminin sağlanması amaçlanır.
İşitsel entegrasyon eğitimi: Burada otistik çocukların çeşitli ses
frekanslarına hipo- veya hipersensitivite gösterdiği iddia edilmektedir.
Buradaki amaç sese duyarlılığı azaltarak adaptif davranışlarda olumlu
değişiklikler sağlamaktır.
C. Davranış/Psikososyal Yaklaşımlar:
Davranışın değiştirilmesi: Davranışın değiştirilmesi hem bazı
davranışları artırma hem de bazı davranışları azaltma yaklaşımlarını
içerir. İstediğimiz davranışları artırma yaklaşımlarında
ödüllendirmelerden faydalanılır. Burada önemli olan uygun ödülün
seçilmesi, zamanlama, sıklık ve süredir. Davranışları azaltmada
yaklaşımlar: ceza verme ve dikkatini kaydırmadır.
Sosyal beceri kazandırma eğitimleri
Kişisel psikoterapi: Kısıtlı uygulanımı vardır.
Kurumda yatırarak tedavi
D. Biyolojik yaklaşımlar ( Farmakoterapi):
Psikoaktif ilaçlarla tedavide amaçlanan hedef semptomlar şunlardır:
hiperaktivite, öfke patlamaları, irritabilite, çekilme, stereotipler,
saldırganlık, kendine zarar verici davranışlar, depresyon ve obsesif
kompulsif davranışlardır. Hedef semptomları tedavi yaş gruplarına göre
farklılık gösterebilir. Erken çocuklukta hiperaktivite, irritabilite ve
öfke nöbetleri belirgin olabilirken, daha ileri çocukluk dönemlerinde
agresyon ve kendine zarar verme davranışları karakterize olabilmektedir.
Ergen ve erişkinlerde özellikle yüksek fonksiyonlu olanlarda depresyon
veya obsesif kompulsif gelişebilir ve işlevselliği etkileyebilir. Klinik
deneyimler göstermiştir ki; psikoaktif ilaçların kullanımı bu çocuklarda
özel eğitim almayı ve verileni almalarını kolaylaştırmaktadır.
Nöroleptikler: Bu grup ilaçlardan bir kaç tanesi, özellikle haloperidol
sistematik olarak çalışılmıştır. Geniş klinik populasyonda yapılan
çalışılmalarda otistik çocukların haloperidol'den faydalandıkları
gösterilmiştir. Haloperidol'un IQ üzerine veya öğrenme üzerine ters
etkisi olmadığı gösterilmiştir. Haloperidol vermek sadece agresyon,
koopere olamaması, aşırı hareketlilik gibi semptomları azaltmakla kalmaz
aynı zamanda otizme ait spesifik semptomları da anlamlı derecede
azalttığı gözlenmiştir. Haloperidol'un terapötik dozları kişiye göre
ayarlanır, 2.3-8 yaş arasındaki çocuklarda doz aralığı 0.25-4 mg/gün’dür
(0.016-0.184 mg/kg, ortalama 0.05 mg/kg/gün). Haloperidol tedavisinin en
önemli dezavantajı: tardif diskinezileridir. Son yıllarda otizmde hedef
semptomların tedavisinde risperidon ve olanzapin gibi atipik
nöroleptikler kullanılmaya başlanmıştır. Bu yeni kuşak nöroleptiklerde
tardif diskinezi riski çok azdır.
Fenfluramin: Edward Ritvo ve arkadaşlarının bir çalışması (1983, 1986):
otizmde fenfluramin kullanımına büyük bir ilgi oluşturmuştu. Bu bulgular
sonradan teyit edilmediği gibi, öğrenme üzerine retarde edici etkileri
olduğu bulunmuştur.
Naltrekson: Naltrekson, potent opiat antogonisti olup, otizm ve kendine
zarar verici davranışların tedavisinde etkili olduğu belirlenmiştir.
Hiperaktiviteyi ve kendine zarar verici davranışları azaltmasına rağmen
öğrenme üzerine etkisi gözlenmemiştir.
Klomipramin ve SSRI’lar: Bir seratonin re-uptake inhibitörü, trisiklik
antidepresandaır. Son zamanlarda otizm tedavisinde araştırılmaktadır.
Klomipraminin obsesif kompulsif bozuklukta etkinliği ve obsesyonsuz
repetetif davranışları tedavide etkinliği, acaba otizmde sıklıkla
gözlenen ritualistik davranışlara da etkili olabilir mi düşüncesini
araştırmaya yöneltmiştir. 6-18 yaş 24 otistik ile yapılan çift kör bir
çalışmada; klomipramin ortalama günlük 152 mg (4.3 mg/kg)
kullanıldığında streotipler, kompulsiyonlar, ritualize davranışlar ve
kızgınlığın azalmasında plaseboya üstün bulunmuştur. Flouksetin ve
flovuksamin gibi SSRI’lar ile yapılan çalışmalarda özellikle erişkin
otistiklerde repetetif davranışları azalttığı saptanmıştır.
|
|